|
MÜTEŞEKKİR OLMANIN BEDELİ
On üç yaşlarındaydım. Babam beni sık sık
Cumartesi gezilerine götürüyordu. Bazen parka, bazen de yat limanına gidiyor
ve tekneleri seyrediyorduk. En çok sevdiğim ise eski eşya satan dükkanlara
gidip,eski elektronik eşyalara bakmaktı. Bazen yüz bin liraya bir şey alıp,
onu evde söküyorduk.
Bu gezilerden eve dönerken, babam sık sık
bana dondurma alırdı. Bunu her zaman değil, ama sık sık yapardı. Eve dönüş
yolumuz üzerindeki dondurmacıya yaklaşırken içimden durmasını umut ederdim.
Dondurmacının olduğu köşenin benim için anlamı ya ağız doluşu tat ya da
hayal kırıklığıydı.
Babam eve farklı yollardan gittiğini
söyleyerek arada bir benimle eğleniyordu. Tam ben dondurmaya gittiğimizi
sanırken o, başka yollara sapıyordu. Aslında karnım tok olduğu için babamın
yaptığı, şakadan başka bir şey değildi. Bazen kendiliğinden bana, "dondurma
ister misin?" diye sorardı. Ben de, " çok iyi olur baba" derdim. Babamdan
parayı alır, arabadan iner ve dondurmalarımızı alırdım. Çoğu zaman
dondurmaları arabada yerdik. Babamı da dondurmayı da çok severdim. Her şey
tek kelimeyle mükemmeldi.
Bir gün eve dönerken, babam bana dondurma
isteyip istemediğimi sordu. Ben de, "çok isterim baba" dedim. Babamsa,
"bence de çok iyi olur. Ama bu gün sen ısmarla tamam mı?" dedi. Dondurma iki
yüz bin liraydı. Kafamda bir hesap yaptım. Evet, ben ısmarlayabilirdim.
Çünkü haftalığım iki yüz elli bin liraydı. Ayrıca ufak tefek işlerden de
para kazanıyordum. Ama para biriktirmek de çok önemliydi. Çünkü babam öyle
söylerdi. Harcanacak para da benim olunca, dondurma ısmarlamak bana pek iyi
bir fikir gelmedi. Merak ediyorum, acaba neden bunun benim sevgili cömert
babama bir şey vermek için altın değerinde bir fırsat olduğu hiç aklıma
gelmedi? Neden onun bana en az elli kez dondurma aldığını, benim ise neden
bir kez olsa ona almadığımı düşünemedim? Oysa düşünebildiğim sadece "iki yüz
bin lira" idi.
Bencillik ve inanılmaz bir değer bilmezlik
içerisinde hala kulaklarımda çınlayan, "o zaman bugün dondurma almayalım”
kötü sözleri söyledim. Babam da bana, "peki oğlum" demişti. Ama eve doğru
ilerlerken ne kadar yanlış yaptığımı anladım. Geri dönmemiz için babama
yalvarmaya başladım. Babama, "Lütfen, ben ödeyeceğim" dedim. Babam ise
sadece, "tamam oğlum, dondurma yememiz gerekmiyor" dedi ve böylece eve
geldik. Bencil ve düşüncesiz davranışım nedeniyle kendimi çok kötü
hissediyordum. O ise, konunun üstüne hiç gitmedi. Bozuntuya bile vermemişti.
Ama beni daha çok etkileyecek başka bir davranış tarzı da olamazdı.
O olayla, cömertliğin iki yönlü olduğunu ve
müteşekkir olmanın bazen, "teşekkür ederim" demekten daha fazlasını
gerektirdiğini öğrenmiştim. O gün müteşekkir olmanın bedeli "iki yüz bin"
liraydı ve belki de hayatımda yediğim en iyi dondurma olacaktı.
Size bir şey daha söylemek istiyorum. Bir
sonraki hafta babamla yine gezmeye gittik. Dondurmacıya yaklaşırken babama,
"babacığım, dondurma ister misin? Ben ısmarlıyorum" diye sordum.
Randal Jones / Tavuk Suyuna Çorba s.103
|